VERDİĞİNİZ KARARLAR GERÇEKTEN SİZE Mİ AİT?

by - Aralık 14, 2020


 Gündelik yaşantımızda, binlerce karar veriyoruz. Bu kararlar bazen üzerine kafa yorulacak şeyler, bazen de çok basit ‘’Ne içeyim?’’ gibi ilkel dürtülerin doyurulması üzerine oluyor. Ancak kararlarımızın basit veya komplike olmasına bakmadan, bir soru yöneltelim: kararlarınızda tamamen kendi isteklerinizi mi temsil ediyorsunuz? Şaşırtıcıdır ki çeşitli araştırmalar, %90 oranında bunu yanlışlamıştır. Ancak bu soruya yanıt veren insanların sizlerin de vermiş olduğu gibi ‘’Evet’’ üzerinde toplanmıştır. Bir bakalım, gerçekten de öyle miyiz? Belli başlı araştırmalara, psikoloji literatürüne konuk olmuş deneylere bakacağız. Ve bu yazımızda iki farklı öbekleşme mekanizmasından bahsedeceğiz: Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için-Hepimiz birimiz, birimiz kendimiz için! 



Hepimiz Birimiz, Birimiz Hepimiz İçin!
 İnsanoğlu sosyal bir canlıdır. Hangi kesimden, hangi dilden, hangi ırktan olursa olsun, kendisini diğer insanlarla var etmektedir. Bir insanı bugün medeniyetten izole ettikten sonra, elde edeceğiniz tek şey, sadece ruhsal çöküş, ölümdür. Bu yüzden birbirimize muhtacız. Ve bu yüzden dolayı da verdiğimiz kararlarımızda, bir grup olma, birbirimizi kabul etmiş olma konforluğunu yaşamak isteriz. Ortak çatı altında bir grup insan ile aidiyet duygusunu tatmin etmek, insanın doğal bir ihtiyacıdır. Ve bu ihtiyacını karşılamak için grubun ortak bir amaca hizmet etmesi yeterlidir. Bu gruplar bazen iyi bazen kötü olabilirler, bunun hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, insana aidiyet doygunluğu vermesidir. 

 Aidiyet duygusunun neden oluştuğu, neyden kaynaklandığı çok derin bir konudur. Fakat genel olarak ‘’kabul görme’’ üzerine kuruludur. Diğer taraftan da tabii ki ‘’Belirsizliği ekarte etmek’’ amacı güdülmektedir. Bu iki kavram birbirinden pek de ayrılan konular değildir. Özellikle belirsizlik konusu, insanın bir an önce üzerinden atması gereken duygudur. İnsanoğlu, belirsizlik içerisine düştüğü vakit, bunu bir kesinlik içerisinde duvara çivilerle perçinlemelidir! İşte bu noktada ne insanın zaafı çıkmaktadır. Sürünün kararı, insana bir konfor hissi verir. İnsan, belirsizliği ekarte etmek uğruna, arka planında yer alan hiçbir şeyi düşünmez. Sürünün peşinden takılır. Diğer insanların yaptıkları şeyler, reaksiyonları, bizim için bir rehber olur. Bu edim rehberine göre yapacağımız şeyi belirleriz. 

‘’Bir yamyam kabilesinin üyesi yamyamlığı tamamen doğru ve uygun kabul eder -Solomon ASCH’’

Demokratlar: Cumhuriyetçiler Düşünmeden Karar Verirler 

 Her ülkenin toplum strüktüründe yer alan temel bir konudan bahsedeceğiz. Ülkemizde de var olan bir konu olduğu için tanıdık gelecektir. ABD’de, Demokratlara göre Cumhuriyetçiler, partilerinden başka bir yöne bakmayan, partileri ne derse yapan geri zekalılardır. Kendi kimlikleri ise her zaman sorgulayan, kimin ne dediğine bakmayan, özgürlükçü insanlardır. Cumhuriyetçilerin bir sürü olarak hareket ettiklerini, ancak Demokratların her birinin, birer birey gibi düşündüğünün tablosunu çizmektedirler. Fakat ne yazık ki olay hiç de öyle değildir. Her insan gibi Demokrat insanlar da, kendilerini bu soyut sürünün içerisine dahil etmişlerdir. Verdikleri kararlar, bireysel olarak değil, bir sürünün refleksine göre verilen kararlardır. 

 Fakat bu durumun hiç de böyle olmadığını ABD’de yapılmış olan sosyal yardım paket tasarısında görmüştük. Liberal düşünürler olarak kendilerini gören Demokratlar, ilk etapta bu konuyu oldukça iyimser bulmuşlardı. Fakat bir süre sonrasında olayın içerisine Cumhuriyetçiler’in de girdiklerini gördüler. Aynı potada olduğunu fark eden Demokratlar, bu yasa tasarısına karşı çıkmaya başladılar. Grubun uç noktasındaki bu salto, arkaya kadar gelmişti. Toplumda da yankı bulan bu fikir değişikliği, Demokratlar sürüsünün yönünü tamamen değiştirmişti. Bu noktada Cumhuriyetçiler’in vermiş oldukları karar, ‘’Liberal’’ düşünürlerin kararlarını etkileyen temel referans noktası olmuştur. 



Asch Paradigması 
Belirsizlik konumunda yer alan insanın, belirsizliği ekarte etme yöntemlerinden bir diğeri de, popüler deneylerden olan Asch Paradigması’dır. Psikoloji literatüründe, Uydumculuk yaklaşımına göre insanların incelenip, çevremizin, kararlarımıza ne kadar etkimiş olduğunu göstermiştir. Bu yüzden, vermiş olduğu sonuçlar hem ilginç hem de ürkütücüdür. Hemen deneyden bahsedelim. 

 Solomon Asch, insanların, çevrelerindeki insanların kararlarına nasıl bir uyum sağlayıp sağlamadığını merak etmiştir. Bunun için de basit bir deney yapma kararı almıştır. Asch paradigması olarak geçen bu deneyde, deney şu şekildedir. Sağ tarafta üç adet çubuk vardır. Bu çubuklardan hangisi solda yer alan çubuk ile aynı boyuttadır? Tabii ki deneye katılan 123 kişilik erkek deneklerin arasına, işbirlikçiler yerleştirilmiştir. Bu işbirlikçilerin amacı, sosyal çevrenin, insanların kararlarına etki edip etmediğini görebilmektir. İşbirlikçilerin görevi: yanlış yanıt vermektir. Sorulan 18 sorunun 6 tanesine doğru geri kalanlarına ise tamamen yanlış yanıtlar vermelidirler. Test sonucu ise şaşırtıcıdır. Yanlış yaptıkları bariz olan bu işbirlikçilerin olaya dahil olmasıyla yanlış oranı %75’tir. Deney öncesinde yapılan, işbirlikçilerin olmadığı test alanında ise doğruluk oranı %99 üzerindedir. 

 



Hepimiz Birimiz, Birimiz Kendimiz İçin! 
İlk başlığımız altında daha çok belirsizlik durumlarını ekarte etmekten bahsetmiştik. Bu tarz belirsizlik olgularının üstesinden gelebileceğimiz en basit yöntem, grubun ortak çıkarlarına göre hareket etmektir. Fakat insanlar her zaman aynı çatı altında buluşmak istemeyebilirler. Herkesin aynı renge, aynı unvana, aynı arabaya, aynı eve sahip olduğu bir dünya, kimseyi tatmin etmeyecektir. En azından araştırmalar bunlara ışık tutmak için yeterlidir. Çünkü insanoğlu, farklılaşma çabası ile birlikte hareket ederek, kendisinin ‘’özel’’ olduğunu göstermenin bilincindedir. Esasında yukarıda verilmiş olan bu Cumhuriyetçiler-Demokratlar çatışmasında da bunun bir nüvesini görüyoruz. Demokratlar kendilerinin özel, Cumhuriyetçiler gibi olmadıklarını göstermek için böyle bir saltoya girişmişlerdir. 



Farklı Olma Dürtüsü 
Gittikçe bireyselleşen dünyamızda, izleri artık kalın puntolarla görünen bir konudan bahsedeceğiz. Farklı olma çabası, farklı görünme dürtüsü, her yanımızı sarmış bir itki halini almıştır. Bazen gerçekten de çok basit olan kararlarımızda bile, bu dürtü nedeniyle, kararımızı değiştirebiliyoruz. ABD’de bu konu ile ilgili psikologlar ilginç, bir o kadar da basit bir deney yapmaktadırlar. Deneyin sonucunda, insanın, çevrelerinde yer alan insanlardan farklı olmak için nasıl da hemen kararını değiştirdiğini görüyoruz. 

 ABD’de bir barda geçen bu deneyde, konuklar 4’er kişilik gruplardır. Bir bira markasının bedava bira kampanyası başlığı altında, konuklara çeşitli biralar denetilmektedir. Deneyin işleyiş sürecinde ufak bir farklılık bulunmaktadır. İkinci masada konuklar istedikleri biraları sesli ve sıra sıra söylerken, ikinci masada herkes kağıda yazıp siparişlerini vermektedir. İşin ilginç kısmı, bu ikinci masada, gizli verilen siparişlerde yüzde 80 oranında benzer siparişler ortaya çıkmaktadır. Fakat sesli olarak ısmarlanan biralarda, benzerlik yüzde 10’a kadar düşmüştür. İlk iki kişinin sırasıyla A-B olarak vermiş oldukları bira siparişleri, üçüncü ve dördüncü konukların fikirlerinde bir etkiye neden olmuştur. Ve bu deney bize, içmek istediğimiz şeyin bile çevremizdeki küçük veya büyük grupların tercihlerine göre nasıl da değiştiğini göstermiştir. 





O Yapıyorsa Ben Asla Yapmam 
Bir gruba atfedilen, o gruba ait olduğu artık kabul edilen şeyler vardır. Mesela ülkemizde Lark içmek, Converse ayakkabı giymek, Survivor izlemek gibi şeyler, belirli bir gruba aitmiş gibi hissedilir. Ya da bariz örneklerinden olan Aleyna Tilki dinlemek de buraya dahil edilebilir. Genel olarak bu gruba ait olmak, kötü bir şeymiş gibi görülür. Dolayısıyla Aleyna Tilki şarkısı söylemek, Converse giymek gibi konular, bu ‘’kötü’’ olan gruba yaftalanmak için yeterlidir. Veya Ronalda saç modeli yapmak, Burak Özçivit bıyıklarına sahip olmak! Dalga geçilmek, kötü bakılmak için sizce de yeterli değil mi? O halde sizleri ünlü marka olan Abercrombie’nin yapmış olduğu birtakım girişimlere götüreceğiz. Ve bu girişimlerin, söylediğimiz şeylere ne kadar destek sağlayacağını görmüş olacaksınız. 

 Jersey Shore programında sahne alan Mr. Sorrentino, toplumda belirli bir karşılığı, ünü olan isimlerdendir. Fakat tabii ki popüler olana dair yaftalama dürtüsü yukarıda saymış olduğumuz bazı konularda olduğu gibi burada da geçerlidir. Sorrentino, Abercrombie markası giymeye başlamıştır. Ne var, giyemez mi yasak mı? Değil tabii ki. Ancak sıkıntı şu ki, Sorrentino takipçilerinin de bu tarz bir giyime sahip olma oranı, olasılığı artmaktadır. Bunu fark eden Abercrombie markası, güncel olan, düzenli olan müşterilerini kaybetme hesabını hızlı bir biçimde yapmıştır. Çünkü Sorrentino hayranlarının bu markaya yönelmesi ile artık toplumda bu markayı giyenlere özenti yaftası atfedilmeye başlamıştır. (Tıpkı ülkemizdeki Ronalda saç modeli, Converse ayakkabı modelinde benzer olduğu gibi) Ünlü marka, bunun önüne geçebilmek için şöyle bir basın açıklaması yapıyor: 

‘’Sorrentino’nun markamıza olan takibini, ilgisini mutlulukla karşılıyoruz. Fakat bu tercihin uzun vadede markamıza zarar vereceğinden şüpheleniyoruz. Bu yüzden Sorrentino’nun yapımcıların yüksek meblağ teklif etme kararı aldık. Başka marka ile anlaşıp, bizim markalarımızı ekran karşısında özellikle temsil etmemesini sağlamak için bu yatırımı yaptık. Geri dönüş bekliyoruz.’’ 

 

You May Also Like

14 Comments

  1. Gercekten mantkli sözler ve gercekten bilgi icerikli.Cok begendm☺

    YanıtlaSil
  2. Çok mantıklı bilgi içeriği çok güzel

    YanıtlaSil
  3. Makaleyi okuduktan sonra kendimi sorgulama ihtiyacı hissettim.İçeriği güzel ve akıcı olmuş.

    YanıtlaSil
  4. Yeni ve sağlıklı bilgiler sağlanması çok kullanışlı olmuş. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, görüşleriniz benim için değerli :)

      Sil
  5. gerçekten yararlı bir site

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. gözlerinize sağlık teşekkür ederim :)

      Sil
  6. Gerçekten güzel ve sağlıklı bir yazı düşünceleriniz süper

    YanıtlaSil
  7. Düşüncelerinizi aktarmanız beni çok mutlu etti, gözlerinize sağlık hocam :)

    YanıtlaSil