GÜNLÜK YAŞANTIMIZDA ‘’BÖCEK’’ GİBİ HİSSETMEK
Bu makalemizde, gündelik yaşantımızdaki aşağılık kompleksine dair bazı bilgiler, farkındalıklar sunacağız. Ya da daha güçlü bir ifade ile toplumda aslında herkesin Kafka’nın Böcek’i gibi hissedebilmeye ne kadar açık olduğundan bahsedeceğiz. Günümüzde buna sıklıkla Özgüven Eksikliği olarak yaklaşılmaktadır. Birbirinden çok gözle görülür sınırlar ile ayrılmasa da, esasında iki farklı yaklaşımı içermektedirler. Konuyu dağıtmayacağız. Fakat özgüven eksikliğinin bir hastalık boyutuna ulaşabileceğini, aşağılık kompleksinin ise her insana ait olan bir şey olduğundan bahsedeceğiz. Ancak tabii ki doğru bir yaklaşım ile üzerine gidilmezse, yetişkin hayata geçiş esnasında peşinden çok farklı çeşitli ‘’hastalık’’ları getirebildiği, tıpkı özgüven eksikliğinde olduğu gibi bilinen bir gerçektir. Konu ile ilgili iki ekol, iki düşünür bize ışık tutacak: Alfred Adler, Freud.
‘’İnsan olmak aşağılık duygusu hissetmektir.’’
-Alfred ADLER
İnsan Olarak Aşağılık Duygusu Hissetmek Normal Midir?
Ne yazık ki, günümüzün o gösterişli dünyasındaki enformasyonlar, bizlere Batı’nın aktif insan resmini, yağlayıp, ballayarak sunmuştur. Örnek vermek gerekirse, Doğu insan tipi olan, düşünceye önem veren Gandhi, günümüzün dünyasında pek de değer görmemektedir. Kontrol, eylem adamı olan Batı dünyasının insanındadır. Bunu Batı dünyasının siyasetçilerine, girişimlerine bakarak da yorumlayabilirsiniz. Günümüzün bu Batı adamı, eylem adamı; tıpkı Nietzsche’nin mükemmel insan modellemesi gibi önümüze sunulmaktadır. Birden fazla kadın ile birlikte olabilen, özgüveni ile akla sığmaz şeyler yapabilen, insanların ne düşündüklerini umursamadan ağzına geleni söyleyebilen... Bu tarz bir enformasyon bombalamasının olduğu dünyada, göz önünde bulunan bu kişiler gibi olmaya çalışıp, insani fabrika ayarlarımıza aykırı hareketleniyoruz. Kendi karakterimizin yanlış olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Yaptığımız şeyleri bu eylem adamına benzetmeye çalışıyoruz. Ve felaket, kendi kendisini tetikliyor, aşağılık kompleksi, hayatımıza hakim oluyor.
Bu bakış altında kişinin kendisini aşağılık kompleksi içerisinde hissetmesi normal değildir. Çünkü doğru hamleler ile uyarılmamış olan bu hissiyat, kişiye, anlaşılmaz bir edilgen hırs kazandırmıştır. Bu edilgen hırs, dürtü ve itkiler, o’nun gibi olma kırbası olarak, kişiyi hayatta amaçsızca hırslandırmaktadır. Peki bunu nereden alıyoruz? Alfred Adler’a göre bu tarz düşünce sistemini çocukluk döneminde elde ediyoruz. Çevresindeki kendisinden hem bedensel anlamda hem de zihinsel anlamda daha aktif olan insanları gören çocuk, kendisini böcek gibi hissediyor. Bu hissiyatı bastırmak için kişi motive oluyor, başarı gerçekleşiyor. Bu döngü dengeli bir psişede ilerlediği takdirde, duyguların zararsız kısımları arındırılır, güven ortaya çıkar. Eğer ki bu filtre -özellikle de aile tarafından- çocuk bireye uygulanmazsa, kişide, yukarıda vermiş olduğumuz edilgen dürtüler ortaya çıkar.
Çocukluk döneminde bireylerin bu tarz bir dengesiz psişede ilerlememesi için neler yapılmalıdır? Yanıt olarak Adler, özellikle baba figürüne çok önem vermektedir. Baba figürü, ailede deneyimi, otoriteyi temsil etmektedir. Fakat bir baba, kendisini bu konuda ne kadar göz önünde tutarsa, çocuktaki hasar o denli büyüktür. Baba, hocalık taslamaktan, öğüt vermekten olabildiğince uzak durmalıdır. Daha da önemlisi, aile bireylerinin, bu otoriteye olan belli başlı itirazlarına dair babanın yaklaşımı, dostane olmalıdır. Aksi halde çocuk, içindeki aşağılık kompleksi ile aile içinde bir yarışa, tabiri caizse sidik yarışına girer. Bedensel anlamda geliştiğinde babasını karşına almak veya mesleğini eline aldığında kardeşini, babasını, annesini geçmek gibi anlamsız, edilgen amaçlar ile beslenir. Aile dışına çıktığında da bu edilgen hırslanmalar, birisine benzemek uğruna gibi anlamsız istekler şeklinde kendisine yer bulmaya devam eder.
Freud Ve Oidipus Kompleksi
Freud denildiği zaman akla ilk başta onun Oidipus Kompleksi gelir. Kısaca bahsetmek isteriz. Freud’a göre, çocuk, hemcinsi olan ebeveynine karşı bir düşmanlık, karşı cinsinden olan ebeveynine ise libido ile yakınlık hissetmektedir. Dolayısıyla çocuklarda, özellikle de hemcinsine karşı olan bir üstünlük kurma amacı, çabası, şekillenmeye başlar. Aile içindeki iletişimin yanlış temeller üzerinde olduğunu varsaymış olmamızla birlikte, bu konu daha da karmaşık bir hal almaya başlar. Artık aşağılık kompleksi ya da üstünlük kurma arzusu, kardeşler arasında, hemcinsten olan arkadaşlar arasına da sıçramıştır. Ve günümüzde de bunun ne yazık ki saçma sapan örneklerine tanıklık etmekteyiz.
Günümüzde sıklıkla denk geldiğimiz belki de kendimizin yaptığı bazı yeşil kurbağa blöflerinden bahsetmek istiyoruz. Nedir yeşil kurbağa? Hemen anlatalım. Yeşil kurbağa türü, diğer kurbağa türlerine nazaran çok daha küçük fiziksel özelliklere sahiptir. Bu nedenden ötürü de kendisini diğer kurbağalardan daha güçlü olmaya ikna etme zorunluluğu vardır. Aksi takdirde büyük olan kurbağalara karşı savaşta hiçbir şansları yoktur. Bu doğrultuda yeşil kurbağalar, çok farklı bir yetenek edinmişlerdir. Ses çıkarırken, standart olan ses renginden çok daha yüksek tize sahip sesler çıkarabilmektedirler. Bu da, diğer kurbağaların sesi duyarak, minik yeşil kurbağadan korkmasını sağlamaktadır. Tanıdık geldi mi? Pahalı bir ayakkabının çakmasını giyinmek, okul çıkışına kaliteli bir araba ile gitmek, ses tonu yüksek konuşmak, küfürlü konuşmak, cebindeki paranın haddini aşacak telefonlar kullanmak... Örnekleri sizin de rahatlıkla çoğaltabileceğinizi tahmin ediyoruz.

4 Comments
🙃🙃baya etkileyici
YanıtlaSiltesekkür ederim
SilFreud'a göre yetişkinlik çağımızda bize rahatsızlık veren olaylar ya da kişilik özelliklerimizin temelinde 0-6 yaş büyük önem arz ediyor. Bu yaş aralığında insanın kişiliği, mizacı hatta karakteri oluşuyor. 0-6 yaş aralığına kritik dönem de diyoruz.
YanıtlaSilOidipus karmaşasını Eğitim Psikolojisinden hatırlıyorum.
Çok yararlı bir yazı olmuş, kaleminize sağlık.
Yorumunuz beni çok mutlu etti, gözlerinize sağlık
Sil