POST-KORONAVİRÜS ANSKİYETE BOZUKLUĞU
Malum, gündemimizi artık tamamen ele almış olan bir konu oluverdi koronavirüs salgını. Günümüzü evde geçiriyoruz. Bir süre daha böyle olmaya devam edecek gibi. Elbette birçok farklı pürüzün olması nedeniyle, kimileri evde değil, dışarıda geçirmek, çalışmak zorunda. Bunun yanı sıra evde geçirenler arasında da her şey iyi gidiyor gibi görünmüyor. Nitekim evde geçirilen bu sosyal izolasyon nedeni ile kişiler psikolojik açıdan bir bunalıma doğru sürüklenmeye başlıyorlar. Bir de medyanın enformasyon bombalamasıyla birlikte, virüse yakalanma ya da sevdiklerimizin hastalanma konusunda, derin bir anksiyete geliştiriyoruz. Virüsün gündemde yer ettiği, iz bıraktığı birçok şey üzerine konuşuldu, edildi. Bizler, bu salgının bir de ‘’sonra’’sını incelemek istedik. Nitekim şu andan dahi baktığımızda, bazı şeylerin, bir süre iz bırakacağı aşikar. Kim bilir belki de kalıcı izler kalacaktır?
Virüs ile mücadele yöntemlerimiz arasındaki en güçlü silahımız şu ana kadar sosyal mesafelendirme olmaktadır. Ama geçmişimizde yer alan küçük çaplı salgın hastalıklar ile kıyaslandığında, sanıyoruz, hiç bu kadar ayrı gayrı düşmemiştik. Aynı evde yaşadığımız insanlarla dahi yan yana gelmekten kaçınmaya başladık. Ama bunun tek gerekli ilaç olduğunu, en azından şu anlık biliyoruz. Kuş gribi, domuz gribi gibi çeşitli virüs tehditleri de olmuştu. Ama o zaman, bu canlılardan uzak durmamız, yeterli oluyordu. Hayvanları virüslü-virüssüz demeden itlaf edip, kendimizi bertaraf edebiliyorduk. Şimdi ise artık insandan insana dört nala çıkmış bir yarış atı gibi bulaş hızına sahip virüs tehdidi ile karşı karşıyayız. Ne yapacağız, insanın insana olan muhtaç yapısını mı kıracağız? Hiç zannetmiyoruz. Çünkü medeniyetten bir nebze çekilen insan, bir anda bunalım çeperleri arasına sıkmışmış buldu kendisini. Reklamlarda görüyoruz, yeniden birlikte olacağımız dillendiriliyor. Gerçekten de, yeniden her şey eskisi gibi ‘’bir’’ mi olacak?
Post-Koronavirüs Sosyal İlişkilerde Anksiyetenin Etkisi
Çeşitli psikologların öngörülerinden hareketle, bu salgın, diğer her şeyde olduğu gibi, sosyal ilişkilerde de kalıcı değişiklikler getirebilir. Hatta salgın sonrasında yoğun bir kaygı, anskiyete de uyandırabilir. Sonuçta bazı insanlar, bu tarz konularda, özellikle hastalık gibi konularda, kaygı duymaya çok daha yatkındır. Bir de bu hastalık, aynı cephede savaştığı en yakın dostlarından, aile üyelerinden, sosyal çevresinden de bulaşabiliyorsa? Görünmez düşmanın, en yakın çevresine kadar girip, hasta etme potansiyeli varsa? Bu sorular, komplo teorileri, korku senaryoları oluşturmak için değildir. Çünkü post-koronavirüs denilen dönemde, tam olarak bunların olması beklenmektedir. Sosyal ilişkilerimizin, eskiye oranla çok büyük değişiklik göstereceği tahmin edilmektedir.
İlaç-aşı gibi kesin çözümler, bu virüsü ortadan kaldıracaktır. Fakat günlük alışkanlıklarımızı, günlük dikkatimizi artık çok daha farklı yerlere verdik. Mesela bir insan ile tokalaştıktan sonra, elimizi bir cerrah gibi anında kolonyalamak gibi. Ya da günde 5-6 kere elimizi 20’şer saniye yıkamak, bir de üstüne yetmez evi de elden geçirmek gibi. Veya hapşıran bir insan görünce, zombi görmüş gibi uzaklaşmak gibi. Veyahut insanlar ile yakınlaştığımızda artık bilinçaltımızdaki bir sesin ‘’uzaklaş’’ diye bize adeta emir yağdırması gibi. İşte bunların her birisi, koronavirüs sonrasında, gündemimizde uzun bir süre yer edinecek bazı sinyaller olabilirler. Bulunduğumuz bir ortama girdiğimizde, kalabalıktan ürkmek, insanlar ile yakın temaslardan uzaklaşmak gibi çeşitli davranışsal değişimler gösterebiliriz. Psikologlara göre bunu tetikleyecek olan şey, virüs salgınının bırakmış olduğu derin anksiyete izleri olacaktır.
Koronavirüs Anksiyetesinden Nasıl Korunuruz?
Bu konu hakkında Prof. Dr. Kemal Sayar, medyadan uzak durulması gerektiğini önermektedir. Medyanın, her konuya büyüteç etkisi ile yaklaştığını düşünürsek, bu tavsiye, kesinlikle kabul edilir bir konudur. Gündelik zamanımızı kendimizle, sevdiklerimizle geçirmek gibi daha yararlı aktiviteler üzerinde değerlendirmeliyiz. TV’yi kapatıp, kitaplara dalabiliriz. Ailemiz ile sohbet edebiliriz. Bir dil öğrenmeye başlayabiliriz. Ve evden çıkmamışsak, her 1 saatte elimizi yoğun, derin bir kaygı ile yıkamak yerine, temel hijyen kurallarını uygulayabiliriz. O halde şu şekilde özetleyebiliriz:
- Medyadan uzak durun!
- Yararlı yetkinlikler edinin: Dil öğrenmek-Enstrüman çalmak-Video edit programları öğrenmek vb...
- Kitaplarla daha yakın olmaya çalışın.



10 Comments
Biraz 3 maymunu oynamak lazım galiba görmedim, duymadım, bilmiyorum. Hayır hayır ne izolasyonu, karantinası benimki keyfi😹 ama çok mantıklı ruh sağlığımız açısından👍🏼
YanıtlaSilEv sever yada gündüz uyuyup gece kalkan kişiler için fazla bir şey değişmiyor. (Ben :) ) Kim derdi ki asosyallik bir gün işe yaracak :D
SilHaklısın şimdi uyurum kimse kaldırmazsa akşama kadar 😂
Sil:D :D
SilNe yazikki virüsten dolayı eve tıkıli kaldk izolasyon süreci nitekim hepimizi yıprattı.Bir cogumuzn surekli evde olmasi psikolojiyi ne yazikki yıprratmis durumda.Ev ici aktivitelere yönelmeliyiz
YanıtlaSilEvet hepimiz evlerde tıkılıp kaldık. Bir gün bu virüs geçecek ve biz gerçekten eskisi gibi normal davranacabileceğiz mi ? Sizde bunun üzerinde durmuşsunuz yazınız ilgimi çekti .Başarılarınız daim olması dileğiyle...🙂
YanıtlaSilteşekkür ederim :)
Silevet katılıyorum bende aynı şekilde :)
YanıtlaSilben zaten obsesiftim, bir daha insan içine karışabilir miyim bilmiyorum. ilk dönem çok zorlayıcıydı, özellikle ilk 3 ay fakat artık alıştım gibi..
YanıtlaSilevet sizin için zor bir dönem olmuş ve olacak gibi de görünüyor. İlerleyen dönemler de bu konuya değineceğim .)
Sil